Kaybolmak deriz. Ama kaybolmak her zaman yanlış yollara sapmak değildir.
Bazen bir çoğumuz doğru bildiği yolda yürürken kendini geride bırakır.
Başkalarını kırmamak için için susarken…
Güçlü görünmek için yorulurken…
”İyiyim” derken içinden sessizce uzaklaşırken…
Kimse fark etmez.
Çünkü bazı kayboluşlar gürültüsüz olmaz sessiz olur.
Ve bir gün aynaya bakarsın, yüzün oradadır. Ama o ama vardır hani; bakışların hep bir yere yetişmeye çalışıyordur.
İşte o an anlarsın: Kaybolan aslında yol değilmiş, kaybolan, kendinmişsin.
Ama şuda gerçek ki; her kayboluş bir bitiş değildir.
Bazıları durmak içindir, bazıları belki yön değiştirmek içindir, bazıları ise büyümek içindir.
Sonra bir adım geri atar ve bir cümle kurarsın, bir karar alırsın,
ve fark etmeden bir bakmışsın yeniden yürümeye başlamışsın.
İşte bu yüzden kayboluşlar zayıflık değildir bildiğimiz üzere. Bazen insanın kendini yeniden bulmadan önceki duraktır, sessiz hazırlıklardır, molalardır.
Sevilce not:
Asıl cesaret nedir bilir misin?
”Durduğunu fark ettiğin yerde yeniden yürümeye niyet etmektir”.
Umut ışığınız hiç sönmemesi dileğimle.
